5 Eylül 2007 Çarşamba

a red clover in the autumn




havadaki kasvet...teker teker yere düşen sarı yaprakların ölümü haber vermesi...kuşların kanatları altında huzuru aramak..yanından geçtiğim ağaçların heybetini kaybetmesi...zamanın ne kadar hızlı geçtiğinin fark edildiği zamandır sonbahar..yaz mevsimindeki akıl oyunlarından, yaşanan birçok şeyin geçiciliğini anlayıp güneşten kamaşmış gözlerin ovuşturularak ileri bakıldığı mevsim..geriye bakıldığındaysa yaz mevsimindeki sahte eğlenceleri göremezsiniz, ya da küçük renkli maskeleri..geriye bakıldığında yazın geride bıraktığı sanılan küçük hayal kırıklıkları, kalp buruklukları, karamsarlığın içinde boğulmaktan fark edilemeyen sevimli güzel anılar...denizler rengini maviden mor ve laciverde bırakır…hayatın en güzel renklerini verir sonbahar...kendini yeniler her şey..ölüm değil hayattır aslında orda başlayan…sarı kızıl yaprakların, eskimiş mektuplar ve beyinde gereğinden fazla kalan düşünceler..geride bırakılan kırmızı sıcaklar ve ilerde bizim yaklaşmamızı bekleyen acı soğuklar arasındaki tatlı, sakin bir esinti…gereksiz bir melankoli..insanı rüyalar diyarına daldığı derin ve sıkıcı uykusundan uyandırır toprak kokusu ve kuru yaprakların hışırtısı birbirine karıştığında..işte kişi ordadır...yazın getirdiği sahtelikte veya kışın içe kapanık halinde değil..ayrılıkları bıraktığında geride, karşıda küçük bir ışık huzmesi içinde umut göründüğünde yanında olandır sonbahar...yere düşen sararmış yapraklar, ağaçlardan değil takvimlerden düşer..zaman geçip gittiğinde geride ne kaldığını görmek için kafasını arkaya çevirir, o anda yaşadığını fark eder işte..çünkü geriye baktığında mutlu ya da kederli, anıları vardır hayatında...gözlerin önündeki gri perdeyi kaldırabilirse insanlar, soğuk olduğundan şikâyet etmeyi bırakıp ılık rüzgârı hissedebilirse teninde...sonbahar hep en sevdiğim mevsim olmuştur..ait olduğun yere geri dönme isteği belki de..ait olduğunu düşündüğün yere...bir gün onun da biteceği, hayatında tekrar bir düzen yaratmak için çabalayacağım, belki de başaramayacağım ve tekrar geriye bakma ihtiyacı hissedeceğim, çaresizlik halinden çok çok uzaktayım şu anda...insanların yanımda olduğunu hissediyorum..ve bir gün yeni kişilere ihtiyaç duyacağım, etrafımdaki mekân, içinde bulunduğum zaman, yanımda olan insanlar değişecek..hayatta sadece gidenler ve geride kalanlar var...zaman sürekli değişiyor ve bambaşka hayatlar, bambaşka seçenekler sunuyor önümüze...ama insanlar hepsini reddetmeyi, kendi kanı içinde boğulmayı tercih ediyor...siyah çizmeler dolaptan çıktığında melankoli başlıyor ve ilkbahara kadar sürüyor...bu yazıyı yazana kadar sonbaharı neden sevdiğimi bildiğimi sanıyordum ama şu an hiçbir fikrim yok...ama yine de seviyorum işte...siyah çizmeleri de..

Hiç yorum yok: